Blog

Nostalji

Çok net hatırlıyorum, daha biz çocukken ağabeyim ve benim için, ailem telefon başvurusunda bulundu. Pek çoğumuzun hatırlayacağı gibi, o günlerde telefon, ancak başvurudan seneler sonra bağlanabiliyordu. Sabit telefon hattı çok ciddi paralara alıcı buluyordu. Dolayısıyla, telefon aboneliği başvurusu, şehirde yaşayan ailelerin çocukları için ileriye dönük bir değerli yatırım aracıydı Tıpkı kırsal kesimde çocuklar için dikilen kavak ağaçları gibi!

Telefon konuşmaları da şimdikinden çok farklıydı. Şehirler arası ve milletler arası için otomatik arama söz konusu değildi. Operatörlere numaralarınızı yazdırıp, normal, acil veya yıldırım seçeneklerine göre saatlerce bekledikten sonra son derece kötü kalitede bir konuşma yapabiliyordunuz. Ve bunun için çok ciddi ücretler ödüyordunuz. Tahtakale, Beyoğlu gibi bölgelerde çevir sesi para karşılığı satılıyordu çünkü kapasite yetersizliği sebebiyle santraller çevir sesini ahize kaldırıldıktan saatler sonra verebiliyordu.

 

Mezun olup, 1986 yılında Netaş’ta işe başladığımda, , Türkiye’de crossbar (dijital olmayan röleli santraller) ile rotary tipi santraller kullanılıyordu. Ben DMS – Digital Multiplex Switching santrallerde işe başladım ve dijital santraller sayesinde telefon görüşmelerinin, hem ses, hem hizmet kalitesi anlamında gün be gün nasıl iyileştiğine şahit oldum.

Üniversite yıllarımda, kartlı bilgisayarlar vardı, odalar dolusu elektronik devrelerden oluşuyor ve ancak yetkili kişiler tarafından kullanılıyordu. Yazılım dili olarak Fortran ve Cobol en popüler dillerdi. Büyük şirketlerin hepsinin kendi geliştirdikleri özel yazılım dilleri vardı. Üniversiteyi bitirdiğim yıllarda kişisel bilgisayarlar üretilmeye ve satılmaya başlamıştı ama hard diskleri yoktu sadece “floppy driver”ları ve düşük kapasitede hafızları vardı. ve her isteyenin rahatlıkla satın alamayacağı kadar pahalıydılar. Sonra “sinclair spectrum” çıktı. 1 ve 4 Kbyte RAM memory’e sahipti ve kaset type ten yükleniyordu. Ekran olarak ise televizyonkullanıyordu. Bir programın yüklenmesi saatler sürüyordu. 4 KB hafıza ile satranç programı, flight simulator oyunu bile vardı. Basic programlama dili ile program yazabiliyordunuz. Ben program yazmayı bu cihaz ile öğrendim.

90’lı yıllara gelip de, evden dummy terminallerle 1200 Baud rate (bit per sec) hız ile telefon hattı üzerinden işe ve telefon santrallerine bağlandığımda teknolojinin geldiği noktayı “çok büyük bir gelişme” olarak değerlendirmiştim. Çünkü o güne kadar, 7/24 destek çerçevesinde, çıkabilecek problemlere anında müdahale edebilmek için iş yerinde beklemek gerekiyordu. Akülü araç telefonları çıktığında ise, nöbetçi olduğumuzda, yakın mesafedeki yerlere gitmek mümkün olmaya başlamıştı. Bunlar hayatı kolaylaştıran süper gelişmelerdi!

Yazılım yaparken kullandığımız bilgisayarlar “main –fram”di. Kanada ile kiralık hat üzerinden bağlı süper bilgisayarlardı ancak bir modülün derlenmesi (Türkçe nasıl ifade edebiliriz) çok uzun sürüyordu. Bazı modüller için bir günden daha fazla süre beklediğimizi hatırlıyorum.

Günümüzde hepimiz, kişisel bilgisayarlarımızla, evimizden, iş yerlerimizden yüksek hızda internet bağlantısının keyfini sürüyoruz! Hatta cep telefonları ve tabletlerle… Yukarıda bahsettiklerim, neyse ki sadece bizleri gülümseten detaylar olarak kaldı hafızalarımızda. Artık mobil internetin de katkısıyla istediğimiz bilgiye nereden istersek ulaşabiliyor ve çalışıyoruz. Aslında tüm değişiklikler hayatımızı kolaylaştırdığı gibi, üzerimizde her an her yerde çalışma baskısı yaratıyor.

Tarih: 14.03.2012 22:10 Yazar: Rıza Durucasugil

Yazar'a Soru Sorun!

eBülten Üyeliği

Tüm yeniliklerimizden haberdar olmak için eBültenimize kayıt olun!